1. Kadınların hangi hakları olacağına erkekler karar veriyor ve kuralları onlar koyuyorsa hâlâ yaşadığımız çağ, medeniyet çağı olmamış demektir. Erkeklerin insafına kalmış kadın haklarından söz ediliyorsa, kadınlar hâlâ özgür değildir, asırlar öncesinin anlayışı hakim demektir!

  2. Allâh, takdirindekini yaşatacağı zamanda, içinize “DAYANILMAZ ARZU” verir. Siz de dayanamaz o isteğinizi gerçekleştirirsiniz. Böylece takdir yerine gelir. “Allâh istemedikçe siz isteyemezsiniz” âyetini hatırlayın. “Canıma tak dedi, yaptım” deyimi de buradan gelir.

  3. Devir değişti! Eskiden cinci deniyordu, cinlerle görüşüp haber alanlara. Şimdi adları değişti. MEDYUM, öngörüsü olan dendi. Bazıları da görüştüklerini uzaylı diye tanımlıyor. Medyumlar da kendilerini astrolog kimliğiyle örtüyor. Sonuçta hepsinin kaynağı bir!

  4. Yaşadığımız ortamın yüklediği şartlanmalarımız ve kabûllerimiz olmasaydı, acaba dünyaya ve algıladığımız çevreye bakışımız hâlâ bugünkü gibi mi olacaktı? Ya da Çin’de bir köyde, Afrika’da bir kabilede doğup büyüseydik?

  5. Bir yandan sevgi aydınlanma enerjileri geliyor, diğer yandan şiddet savaş despotizmi tetikleyen enerjiler. Herkes ne için yaratılmışsa beslenmede o enerjiyi seçecek otomatik olarak. Allâh kendine seçtiklerinden etsin bizi.

  6. Kıskançlık, benliğin doğal getirisidir. Benlik yok olmadan kıskançlık kalkmaz. Kontrol edilebilir, örtülebilir ama BENLİK kalkmadan kıskançlık bitmez. Ben ve BENİMLERİN doğal açığa çıkışıdır, KISKANÇLIK. Kurân’da kıskançlık cibillîdir denmesinin nedeni budur. Kaldırırsa BENi.

  7. Beyin et beyin değil frekans/bilgi yumağıdır, enerjidir. Ne yazık ki beynin ALGI sistemi oluşumu, yapımızın enerji olduğunu ve gerçek yaşamın 2D düzlemde devam ettiğini fark ettirmiyor. Beyin enerji, frekans beyindir ve ölümsüzdür. ÖLÜM, ALGI DEĞİŞİMİNDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR.

  8. Allâh sevdiği kuluna, sevgisini verir ve kendini tanımaya yöneltir. Kendisiyle meşgul eder zihnini. Dünya derdini dert ettirmez! Mükafat olarak da ondan ölüm korkusunu kaldırır. Ölümü sevimli gösterir. Bu da saadet işaretidir. Seviyorsanız, müjdelenmişinizdir.

  9. Hased ve nazar yakınlarından gelir. Uzakların zaten umursamaz!

  10. Rabbin SEV dedimi, aklın durur, kalbin çarpar. Rabbin sevdirmezse güzellik para pul neye yarar!

  11. SEVDİĞİN, ayrı kalamadığın. Ayrı kalmak zorunda olduğunda da, uğruna YANDIĞINDIR!

  12. Nice güzel bedenler var, içlerindeki “RUH”tan habersiz! Nice “RUH”lar aramızda, bedensiz, beşeriyetsiz! Niceleri devam edecek sonsuza, “RUH”suz; niceleri devam edecek sonsuza “RUH” olarak. Selâm olsun o muhteşem “RUH”lara!

  13. Karşındakiyle kavga ederken onda Allâh’ı göremiyorsan; hakikati hissettiğinde özür dileyemiyorsan, Allâh’a değil TANRINA iman halindesin. BEN haklıyım dediğinde kimle kavgalısın! BEN haklıyım diye kendini aldatarak ve körlerden biri olarak ebeden dünyanda yaşamaya hazır mısın?

  14. Her olay öncesinde mutlaka insanlar bir uyarıcı ile uyarılırlar. Değerlendiren zarar görmez! Programında zarar görmek olan da uyarıyı dikkate almaz.

  15. “HOBİ”si tasavvuf olanın Tanrısı ya yukarıdadır ya da içinde, özünde! Âlemlerde, insanlarda tasarruf tedbir eden de hep KENDİSİdir. Başkası yok!

  16. Hiç kimse bedeninin yaşını yaşamıyor! Ezberi yüzünden “ben falanca yaştayım” diyor ama davranışlar pek çok zaman o dediği yaşa ait değil. Hele 60 sonrakiler bir bedenlerine bir de kendini nasıl hissettiğine bakabilseler. İnsan yaşsızdır. An içindeki düşüncedir.

  17. İyilik değerlendirene yapılır, nanköre yapılırsa, nankörlüğünün sonuçlarını yaşamasına neden olur. Nankör mahrum kalır. Allâh kitabında şükrederseniz arttırırım, nankörlük ederseniz elinizden alırım, diyor!

  18. (04.01.2021) ALLÂH İSMİ, insanın ve evrenin tüm birimlerinin orijin hakikatine işaret eden “isim”dir. Bu nedenle,“Allâha firar edin” veya “Allâha yönelin” âyetleri, dışsal bir tanrıya değil, içselliğinize, hakikatiniz, orijininiz olan Varlığınıza yönelin anlamınadır.

  19. Dinin bildirilmesinin ana amacı, insanı dışsallık fitnesinden koruyup, içselliğine yönlendirerek “Allâha erdirmek”tir. Dışsallıktaki herşey insanın kendini yalnızca beden kabûl etmesine dayanır. Oysa içselliğinde fark edip keşfedeceği hakikat, bedensiz, mekansız zamansızlıktır.

  20. Fark edelim ki, Hz. Muhammed’in çevresindekilere hitap ederek gelen âyet, “Ey iman edenler, hakikatiniz olan Allâh’a iman edin”, “Ya eyyühelleziyne amenu, aminu BİLLAHİşeklindedir. Bu da, dışsal tek tanrı anlayışından, içselliğinizin hakikati olan TEK’e yönelin mânâsını taşır.

  21. Dünyanın her yerindeki MEHDİYETE hizmet verenler, insanlara Kurâni hakikatleri anlatıp, onlara özlerindeki Allâh’ı fark ettirmeye çalışırken; DECCALİYETİN DİLİ olanlar da, açılan hakikatlerin üstünü yalanlarla, iftiralarla örtüp, insanları gaflete sürüklüyorlar. “Aminu BİLLAH”!

  22. Hiçbir şey artık eski bildiğiniz NORMAL olmayacak! Dünyada dönüşüm başladı! Deccaliyet tüm kahriyetiyle dünyanızı altüst etmeye başlıyor. İman edip imanlarının gereğini yaşayabilenlere ne mutlu!

  23. Günümüzün ne kadarında beynimizi bu dünyada bırakıp geçeceğimiz şeyler meşgul ediyor; ne kadarında da kendi hakikatimizin ne olduğu ve onu nasıl yaşayacağımız konusu düşünülüyor? Herkes elleriyle yaptıklarının, yaşadıklarının sonucunu yaşayacak!

  24. Bedenler doğar, gelişir ve yok olur! Kendini beden sananların doğumgünü ölüm günü olur. İnsan ise bedensiz, mekansız, bilgi ile yaşayan ölümsüz varlıktır. Cehennem, kendini beden sananın andaki ve gelecekteki yaşam boyutudur. Tüm yanmaların arkasında bedenle oluşan kabûller vardır.

  25. Hz. Ömer: “Biz cahiliyet dönemimizde, yola çıkarken kurabiyeden TANRILAR yapar, yolda da onlara TAPINIRDIK! Sonra da acıkınca onları yerdik.” Biz de dün gece 21 kurabiyesi yedik ve yatıp uyuduk, bu sabah kalkınca 22 KURABİYESİ yemek üzere! Sizde ne kurabiyeler var?

145 / 153

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!