Sayfayı Yazdır

Neye Göre Yaşıyorsun?

Değer yargın, neye GÖRE?

Topluma GÖRE veya bildiklerine GÖRE!

Bildiklerinden sonra, bildiklerine GÖRE, bir HÜKÜM veriyorsun!

O şey hakkında bilmediklerin ne kadar acaba?

Bilmediklerinin ne kadar olduğunu bilemiyorsun...

Bırak bilmediklerinin ne kadar olduğunu, bilmediğinin dahi farkında değilsin!

Peki... Sen, bildiklerine GÖRE bir hüküm verip, “bu, böyledir,” derken, bilmediklerin devreye girerse eğer, acaba o şey hakkındaki değer yargıların aynen devam edecek mi?

Hayır!

O zaman, acziyet içinde: ”Ama ben böyle biliyordum,”(?) demek basitliğine düşeceksin.

Bu kesinlikle, böyledir! diyerek bir konuda değer yargısına erişmek, basit insanın işidir, işlevidir.

Akıllı insan, Kur’ân ve Allâh Rasûlü verileri dışında hiçbir konuda, hiçbir olayda, “Bu böyledir!” kesin yargısında bulunmaz!

Çünkü, senin bildiklerine GÖRE o, her ne kadar öyle ise de, senin bilmediğin pek çok gerekçeye, sebebe göre de o, öyle değildir...

Bunun içindir ki, ana sistem ve prensip ”Yargılama Allâh’a mahsustur...” hükmü ile neticelenmiştir.

Yargılama, yargılamak nedir?

Yargılamak, bir şeyi değerlendirmektir.

O şeyi önce, değerlendirirsin. O değerlendirmenin sonucuna GÖRE de, o şey hakkında HÜKÜM verirsin.

Onun için, insanlar arasındaki münasebetlerde Hz. Ömer’in şu sözü olaya açıklık getirir:

“Biz zâhire GÖRE değerlendirme yaparız!”

Yani, bizim yaptığımız değerlendirme zâhire, görünüşe GÖREdir..

Peki... GERÇEĞE GÖRE?

Gerçeğe göre değerlendirme, yalnızca Allâh’a aittir... Allâh Rasûlü’ne göre dahi değil!

Allâh Rasûlü’ne göre olsa, kendine göre hüküm verirdi...

O, daima âyet beklemiştir herhangi bir konuda konuşmak için!

Bu da gösterir ki, gerçek yargılama, değerlendirme, hüküm verme yalnızca, Allâh’a aittir...

Öyleyse bizler akıllı insanlar isek, ister yaşayan, ister aramızdan ayrılmış olsun, hiç kimse hakkında, yargılama yapmayız! Onun hakkında hüküm vermeyi Allâh’a bırakır, “Onun durumunu Allâh bilir!” deriz...

İşte, bunu diyebilmek, aklın iman kapasitesi ile ilgilidir.

“İdrak edemediğini, inkâr etmemek” ile ilgilidir...

Yaşamınız boyunca her gün sayısız olaylarla karşılaşıyorsunuz. Bu sayısız olaylar içinde insanları veya olayları değerlendirip de: Bu budur, şu şudur! dediğiniz anda yüzde 99 ihtimalle yanılıyorsunuzdur.

O konu hakkında sizin bildiğiniz ne kadardır? Bilemedikleriniz ne kadar?

O insanın bir davranış ortaya koyarken, hangi gerekçelerle hareket ettiğini bilebiliyor musunuz?

Onu yaparkenki NİYETİNİ biliyor muydunuz?

Hayır!..

“FİİLLER NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR” hükmünü duymadınız mı?

Peki o kişinin niyetini bilemediğinize göre, o insanı siz nasıl değerlendirip, yargılayabilirsiniz?

Akıllı insan, insanları değil, fikirleri eleştirir.

İnsanları eleştiren ise, kendisinin akıllı olmadığını dile getiriyordur, o eleştirisi ile...

Eğer düşünen, akıllı bir insan olarak yaşamak istiyorsak, sadece fikirleri eleştireceğiz. İnsanlar hakkında hiçbir yorumda, değer yargısında bulunmayacağız.

Çünkü, bir insanı yargılayıp hüküm verebilmemiz için, o insanın bütün düşünce dünyasına, niyetlerine aşina olmamız gerekir ki, bu da mümkün değil!

Demek ki, akıl olmadan iman olmaz!

Akıl, bir bilineni diğer bir bilinene bağlamak suretiyle derin tefekküre ulaşır.

Tefekkür, düşünce devreye girince de, iman başlar...

Ancak elbette ki bu tefekkürün en alt seviyesidir, ki semeresi de “Taklidî iman”dır. Bunun tahkike dönmesi ise çok daha kapsamlı aklı ve dolayısıyla tefekkürü getirir.

 

Antalya, 27 Eylül 1996

8 / 76

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!