English   |   Deutsch   |   Français   |   Español   |   Pусский   |   Polski   |   Nederlands   |   Shqip   |   Kiswahili   |   Azeri   |   Bosanski
 
KUR'ÂN hakkında
KURÂN'IN RUHU

Hz. Muhammed Aleyhisselâm'ın "Allâh Rasûlü" olarak bize bildirdiği İslâm Dini’ne karşı olan bazı kişilerin, kutsal Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ‘in "RÛHU"nu "OKU"yamamaktan ileri gelen; şu eleştirel sorusu hayli sık karşıma gelmeye başladı...

Bu kişilerin eleştirel sorusu şu:

-Hz. Muhammed, 1400 küsur sene önce, yaklaşık beş bin kişinin yaşadığı ve çoğunluğunu ilkel düşünceye sahip insanların oluşturduğu bir topluluğa Peygamber olarak gelmiştir! Kız çocuğunu büyüdüğünde ar olur diye diri diri kuma gömüp öldüren; kadının bir mal gibi sayısı sınırsız ölçüde alınıp satıldığı; kadının bir insan olarak görülmediği ve hiç bir hakkının olmadığı bu toplumda; sorular ve sorunlar elbette ki, o toplumun anlayış seviyesine göre şekillenmiş; o soru ve sorunların çözümü de Kur’ân ‘ın şekillenmesine vesile olmuştur.

Eğer Hz. Muhammed, o bölgede değil de Kutuplarda dünyaya gelseydi, Nebîlik döneminde tebliğ edeceği kitap, eskimoların yaşadıkları toplumsal şartlara, örf ve âdetlere göre oluşan soru ve sorunlara göre şekillenecekti...

Bu durumda, gene o Kitaba göre; yeni Nebi ve kitap gelmeyecek olduğuna göre; insanlık, bu çağda, anlayış seviyesi ortada olan o topluma göre konmuş olan kurallarla mı yönetilecektir?. Bu kurallar, o kitabı, bırakın çağlar ötesine hitâbetmeyi, düne veya bugüne göre dahi geçersiz kılmaz mı?.. Dünya genelinde yaşayan sayısız topluma 1400 küsur sene öncesinin anlayışına göre şekillenmiş kurallar ile nasıl hitâp edilebilir; Kur’ân, insanları 1400 yıl öncesine mi döndürerek Cennete sokacak?

Evet, son devir ateistlerinin, kendi ilmi seviyelerine dayalı bakış açılarıyla ortaya attıkları soru bu!

Bu fâkire göre sorunun cevabı şöyle...

"Kur’ân-ı Kerîm'in RÛHU"nu anlayanlara göre, bu Kitap, insanlık yaşadıkça, onlara ışık tutacak ve âhiret saadetini sağlayacak bilgileri ihtiva etmektedir!

Ayrıca, çok büyük bölümüyle, Cehennem ve Cennet boyutlarında dahi sonsuza dek yararlanılacak bilgi ve yaşam gereklerini kişiye açmaktadır... Kişinin kendi hakikatını; "ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen"in ne olduğunu açıklamaktadır!

Daha önceki açıklamalarımda, Kur’ân içindeki bilgilerin bir kısmının "Nübüvvet" kemâlâtından, diğer kısmının da "Risâlet" kemâlâtından kaynaklandığını; "Risâlet" kemâlâtından kaynaklanan bilgilerin sonsuza dek gündemini koruyup, insanlara yeni açılımlar kazandırabileceğini belirtmiştim... "Risâlet" kemâlâtından tebliğ olunan "İhlâs" sûresi, "Fâtiha" sûresi gibi...

"Nübüvvet" kemâlâtından kaynaklanan ve toplumsal yaşam içinde insanların davranışlarına yön veren; evlenme, miras, şâhitlik, kısas gibi konular ise, insan dünyada yaşadığı sürece gündeminde kalan ve kişinin ölümüyle birlikte, o kişinin gündeminden düşen hükümlerdir..

Şimdi burada, Kur’ân-ı Kerîm’in "RÛHU"nu fark edip; anlamaya çalışalım...

Kur’ân, insanları asırlar öncesi ilkel yaşama döndürme ve insanları geriye dönük yaşama sâbitleyip, kilitlemek için mi bize tebliğ edilmiş bir kitaptır... Yoksa... İnsanları geleceğe hazırlanmaya, insanlara tekâmül-gelişme yollarını göstermeye, en mükemmele yönlenmeye mi teşvik etmektedir...

Bu Yüce Kitabı en iyi anladığına inandığım kişilerin başında gelenlerden Hz. Âli, bu anlayışa dayalı olarak şöyle demiştir:

"Çocuklarınızı, yaşadığınız devre göre DEĞİL; yaşayacakları devre göre yetiştiriniz!"

Yâni, Çocukluğu ve gençliği Hz. Muhammed Aleyhisselâm'ın yanında geçip; "Kur’ân RUHU"nu O’ndan edinmiş olan Zâtın bakış açısıdır bu geleceğe dönük yaşam tarzı ve bakış açısı...

Eğer, "Nübüvvet" çeşmesinden kişinin çevresindekilerle ve zâhir yaşamıyla ilişkilerini sulayan hükümlere bakılırsa... Bunların hepsi, geçmişte ve o sıralarda, âdeta insan yerine bile konmayan, o güne kadar ticarî seks metaı hükmündeki dişilere, kadınlık haklarının edindirilmesi amacına dönüktür! Onların, ticarî mal olarak görülmeleri yasaklanmış; onlara olarak belirli haklar edindirilmiş; toplumda sözü geçmezken, "şâhit" olma hakları teslim edilmiştir; mirastan pay alma hakları oluşturulmuştur!

Şimdi lûtfen iz’ân ve basiretle, anlamaya çalışarak şu gerçeği farkedin:

Kur’ân, "RÛHU" itibâriyle, eskide kalmayı önlemek, geriye dönüşü durdurtmak, haksızlıkları ortadan kaldırmak, insanları sürekli ileriye dönük değerlendirme yapmaya teşvik amacıyla hükümler getirmiştir!

AYRICA... Benim kişisel kanâatim olarak, kimseyi bağlamaz; fakat Kur’ân'ı daha gerçekçi değerlendirmeye vesile olur diye düşünerek belirtirim ki...

Kur’ân bu hükümleri getirirken, dememiştir ki; bu hakları arttırıp eşitliği sağlamayın, burada kalın ve ileriye gitmeyin, kadınlar ikinci sınıf olarak kalsın; tekâmül etmeyin!

Sayısız dişi alma hakkını, bir aşama olarak, dört ile sınırlarken; tek eşle yaşamanın çok daha yararlı olduğu yolunda uyarısı vardır; ve bu hedef olarak gösterilmiştir...

Zekât, asgari insanların hakkı olarak gösterilirken, sadaka adı altında varlığındakileri olabildiğince insanlarla paylaşmanın faziletinden söz edilmiştir...

Yani, kadına edindirilen haklar, nihâi son hak, son sınır değil; toplumun, erkeklerin ve kadınların tekâmülü nisbetinde, geliştirilecek haklar manzûmesinin temelidir...

Söz hakkı olmayan kadına, iki kadından biri olarak "şâhit" olma hakkı kazandırılmış ise; bu ebeden bu kadardır, anlamında değil; kadının kendini geliştirmesi oranında erkekle eşit hakları olabileceğine işaret anlamındadır, kanâatimce!.. "Söz hakkı olmayanın", hiç olmazsa ikisi bir arada insan olarak yaşayıp, "şâhit olmasına" olanak sağlanmıştır... Ama zaman içinde toplum olarak, kadının değerini anladığınız zaman; onun da sizin gibi Allâh kulu olduğunu, insan olarak ve "HALİFE" olarak yeryüzünde yer aldığını farkettiğiniz zaman, tek başına, erkekle aynı haklara sahip olmasını engellemeyin, anlamında olarak... Günümüzde yaşayan gelişmiş bir toplum, kadına bir erkekle beraber tek başına şâhit olma hakkı tanıyorsa, bu asla Kur’ân 'ın "RÛHU"na ters düşmez anlayışıma göre; ve hattâ evlâ olan da budur!

Mirasta payı olmaya kadına, hiç değilse erkeğin yarısı kadar hak edindirilirken o günkü şartlara göre; bu demek değildir ki, sakın ola fazlası verilmeye! Aksine eşit pay verilmesi, toplumun, "Kur’ân RÛHU"na göre gelişme göstermesinin işaretidir..

Yâni, "Kur’ân RÛHU", geriye dönmeye ve haksız - yetersiz uygulamalarla taban sınır getirmiş bu hükümlerle; fakat ileriye doğru uygulamaları asla sınırlamamıştır; anlayışıma göre...

İşte getirdiği, ileriye dönük sınırlaması olmayan insan haklarıyla; ihtivâ ettiği bu ilerisi açık anlayış dolayısıyla, artık Kur’ân'dan sonra yeni bir kitap gelmesine gerek kalmamış ve Hz. Muhammed Aleyhisselam "Hatemin Nebi" olmuştur!

Ölümötesi yaşam şartları ve Allâh’ı bilme yönleri itibariyle Risâlet yollu sistemi açıklayan Kur’ân; "Nübüvvet" yoluyla da insan haklarını o günün şartlarında olabildiğince iyileştirmiş, geliştirmiş ve bunları asgari-taban sınır olarak tesbit edip; bunun zaman içinde daha da geliştirilmesini yasaklamamıştır!

İşte bu temel prensip, anladığım kadarıyla, "Kur’ân'ın RÛHU"dur; ki, O Azîz Kitabın, sonsuza dek geçerliliğini; ve başka bir kitap gelmesine ihtiyaç duyulmamasını temin etmektedir!

27 Eylül 1998
KURÂN'I OKUMAK

"Kur’ân-ın RÛHU" başlıklı yazıda anlatmak istediklerimizi yanlış yorumlayan bazı anlayışı kıtlara, konuyu daha açıklıkla anlatmak gereği çıkınca, tekrar aynı konuya eğilmek mecbûriyeti ortaya çıktı..

Arap harfleriyle (mânâsını bilmeden de olsa) kelimeleri okuyabilmek, günümüzde "Kur’ân okumak" zannedilmektedir... Bazıları da, meâl okumayı "Kur’ân okumak" diye yorumlamaktadır.. Bunlar, Kurân "oku"manın ön aşamalarıdır, ancak...

Sistemi "OKU"maktan sözettiğimiz, gibi,

Kur’ân-ı "OKU"maktan da sözedilebilir...

Kur’ân-ı "OKU"mak nasıl olur?

Kur’ân-ı "OKU"mak, "Kur’ân-ın RÛHU"nu algılamakla mümkündür!

"Kur’ân-ın RÛHU"nu algılamak ne demektir?

Kur’ân-ı Kerîm insanlara hangi amaçla nâzil olmuştur?

Kur’ân-ı Kerîm insanlara neler kazandırmak için nâzil olmuştur?

Kur’ân-ı Kerîm, insanları nasıl bir yaşama hazırlamak amacıyla nâzil olmuştur?

Kur’ân-ı Kerîm insanlara hangi özelliklerini bildirmek amacıyla nâzil olmuştur?

Kur’ân-ı Kerim, insanları, bir yaşam biçiminde sâbitlemek, kilitlemek; onlara tekâmülün kapılarını kapatmak için mi nâzil olmuştur; yoksa sürekli gelişmenin yollarını göstermek; farkında olmadıkları, ya da ellerinden alınmış hakları edindirmek; sonunda, kadın-erkek birarada "Halife" olmanın özelliklerini yaşamalarının çârelerini bildirmek amacıyla mı nâzil olmuştur?

Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olan âyetleri, insanlara, birbirlerinin haklarına saygılı bir şekilde fakat sürekli ileriye dönük bir biçimde yaşamayı mı amaçlayan mâhiyettedir; yoksa onları geriye döndürmek için mi gelmiştir?

İşte bu soruların cevaplarını doğru olarak verebilirsek, "Kur’ân-ın RÛHU"nu algılamaya başlamış oluruz; bundan sonra da, bize Kur’ân-ı Kerîm’i "OKU"manın kapısı açılır, kilidi çözülür!

Biz, yanlış anlayışımız dolayısıyla, Kur’ân-ı bloke etmiş, zincirleyip kilitlemiş ve çağlar öncesinin kutsal kitabı hâline getirmişiz!..

Oysa Kur’ân-ı Kerim, "RÛHU" ve HEDEFLERİ" îtibâriyle, insanlık yaşadıkça onlara ışık tutup yol gösterecek özelliklere sahiptir ki; bu yüzden de "ZAMANÜSTÜ" Kitap durumundadır!

Kur’ân-ı Kerim’i, geldiği toplumlara yaptırttığı aşamalarla bloke edip; "insanlığa edindirdikleri orada bitmiştir; dolayısıyla o çağa ait bir kitaptır", diye kayıtlamak, Kur’ân ’a büyük zulûmdür; bu da "Kur’ân RÛHU"nu algılayamamaktan ve Kur’ân'ı "OKU"yamamaktan kaynaklanan bir olgudur!

Kur’ân, zekât bahsinde "Kırkta bir verin" derken, yirmide bir vermeyi yasaklamamaktadır! Bu en alt sınır olarak, asgari-taban rakam olarak vurgulanmaktadır!..

Kadının hiç miras hakkı yokken, onlara asgari-taban pay olarak, yarım hisse kazandırılmıştır... Ama sen bire-bir erkekle eşit hisse tanırsan, bu asla "Kur’ân ‘ın RÛHU"na ters düşmez; ayrıca Kur’ân bunu engellemez, hattâ "RÛHU" îtibâriyle bunu öngörür!

Yâni, Kur’ân ‘da verilmiş bulunulan haklar, asgari-gerisine dönülmez haklar olarak mütâlaa edilir; bunun daha arttırılamayacağı yolunda da ne bir Âyet vardır; ne de Allâh Rasûlü'nün buyruğu!

Bizler, Kur’ân-ı Kerîm’in "RÛHU"nu algılayamadığımız için, Kur’ân-ı "OKU"yamamakta; bu yüzden de, Âyetlerin lâfzında kalarak, bize verilen mesajı anlayamamaktayız!

Bundan sonra da kalkıp, Kur’ân-ı Kerîm’i bu anlayışsızlığımızla BLOKE edip, "günümüze hitâp etmemektedir", diye ahkâm kesmekteyiz!

İnsanlar bir yasa yapmaya gerek duyduklarında, o yasayı çıkarmaya duydukları gerekçe, o yasanın rûhudur! O rûha göre, o düşünce tarzına göre, uygun anlatım şekli bulunur ve cümlelendirilir ve böylece yasa maddesi meydana gelir... Hâkim yasayı uygulayacağı zaman, olay ile, o olayı değerlendiren bakış açısı arasındaki bağlantıyı kurar ve yasanın oluşmasına sebep olan gerekçeyi esas alarak, olayı değerlendirir.

Hâkim, yasayı, rûhuna uygun olarak değil de, lafzına göre değerlendirip karşısındaki olaya hükmederse, büyük olasılıkla yanlış yapabilir! Çünkü değerlendirmede esas, yasanın lafzı değil rûhu olmalıdır.

Yasalar, rûhuyla var olan varlıklardır; yalnızca lafzıyla var kabul edildiği zaman, amaçtan SAPMA meydana gelir!! Hâkimin vicdânı, yasanın, rûhuyla olayı değerlendirmeyi sağlamak içindir!

İşte Kur’ân-ı Kerîm'i "OKU"mak için de, Âyetlerin o olayda hangi amaçla, erkeğe veya kadına ne kazandırmak gayesiyle nâzil olduğuna bakmak ve ona göre değerlendirme yapmak gerekir!

Dünyada, insanlık tarihinde en büyük devrimleri oluşturmuş olan Kur’ân-ı Kerîm'in bu "RÛHU"nu algılayamayarak, lafzında kalıp; işte insanlara kazandırdıkları bundan ibârettir; bunun ötesini de vermemektedir; yasaklamaktadır; demek en büyük gaflet ve zulûmdür!

Köleliğin yerleşik olduğu toplumda, insanları kölelikten azâd etmenin en büyük ibadetten sayılacağını anlatan ve böylece köleliğe son vermeyi amaçlayan bir bakış açısını; İslâm, köleliği kabulleniyor, diye empoze edip, gerçeği saptırmak yalnızca art niyetlilikle tanımlanabilir.

İnsan haklarına tecavüzü engelleme dışında, hiç bir konuda zorlayıcı olmayan İslâm Dini’ni; Rasûlü’ne dahi, "sen onlar üzerine zorlayıcı değilsin" Âyetine rağmen, zorlayıcı ve baskıcı bir Din anlayışı diye ithâm etmek çok büyük bir haksızlıktır ve "Kur’ân RÛHU"nu hiç algılamamış olmanın açık bir ifade şeklidir!

Dünyada, en geniş şekliyle özgürlüğe saygı, yalnızca İslâm Dini prensipleri içinde vardır; çünkü hiç bir konuda insanlara zorlama yoktur Kur’ân-ı Kerîm’de!

Kur’ân-ı Kerîm, insanlara geleceklerinin huzur ve saadet getirmesi için gerekli olan fikirleri TEKLİF EDER; bunları uygulayanların kazançlı çıkacağını; uygulamayanların da karşılaşacakları şartlar dolayısıyla büyük pişmanlığa düşeceklerini ve bunu asla telâfi edemeyeceklerini bildirerek; yapmaları gerekenleri bildirir... Bundan sonra ne bir ferdin, ne de devletin kişi üzerinde bunları uygulama konusunda ZORLAMA yetkisi yoktur, "İslâm Dini’nin RÛHU"na göre... Çünkü herkes, kendi aklı ve mantığıyla bu teklifleri değerlendirecek; dilediğini, kimsenin baskı ve zoru olmadan yapacak; sonucuna da katlanacaktır!

Gâfillerin veya câhillerin "Kur’ân-ı Kerîm'in RÛHU"nu okuyamamaktan dolayı edinmiş oldukları yanlış kanaâtler, İslâm Dini’ni bağlamaz!

Kur’ân-ı Kerîm'i "OKU"yamayanların yanlış yorumlarına kapılıp, İslâm’dan ve Kur’ân'dan mahrum kalmanın mâzereti olmaz!

Ölümötesi yaşamda mâzeret kavramı geçersizdir! Kişi yalnızca otomatik olarak dünyada yaptıklarının sonuçlarını yaşar. Bu yüzdendir ki tanıtmak veya her FERD, Kur’ân-ı "OKU"mak ve İslâm Dini’ni bizâtihi öğrenmekle mükelleftir, kendi geleceği açısından; yanlışları hakkında, "çevremdeki müslümanlar böyle yapıyorlardı." mâzereti asla geçerli değildir; Dini, müslümanlara bakarak değil, Kur’ân ‘a bakarak öğrenmek herkes için farzdır... Bunu yapmayan sonuçlarına âhirette katlanır!

Öyle ise, artık farketmeliyiz ki...

Kadın-erkek tüm inananlara "Halife" olarak yaratılmış bulunduklarını farkettirmek ve gereğini yaşatmak için; ölümötesi yaşam şartlarını bildirip, ölümötesi yaşamın güzelliklerinin elde edilmesinin öğrenilmesi amacıyla nâzil olmuş bulunan Kur’ân-ı Kerim’i "OKU"mak ve değerlendirmek, kişinin kendisi için yapacağı en yararlı çalışmadır... Dileyen bunu yapar, semeresini elde eder; dileyen de önemsemez ve sonuçlarına âhirette katlanır!

Ne "ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen"in, ne de Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm'ın, bizlerin ne imânına ne de îmânın gereği olan fiillerimize ihtiyacı yoktur; herşey ferdin geleceğiyle ilgili olarak FERDE teklif edilmiştir...

Ne mutlu Kur’ân-ı Kerim'i "OKU"yup gereğiyle yaşayabilenlere.

AHMED HULÛSİ
4 Ekim 1998
DİN'İN TEMEL GERÇEKLERİ
İndirmek için tıklayınız
KURÂN'IN RUHU + KURÂN'I OKUMAK - SES   KURÂN'IN RUHU + KURÂN'I OKUMAK - VİDEO   KURÂN'IN RUHU + KURÂN'I OKUMAK - EBOOK   KURÂN'IN RUHU + KURÂN'I OKUMAK - PDF
Yazdırmak için tıklayınız
AHMED HULÛSİ'NİN RESMİ WEB SİTESİ SADECE www.ahmedhulusi.org ADRESİDİR. FACEBOOK VE BENZERİ SOSYAL İLETİŞİM SİTELERİ VEYA HERHANGİ BİR İNTERNET SİTESİNDE, RESMİ WEB SİTEMİZ www.ahmedhulusi.org ADRESİNDEN ORİJİNALİNE SADIK KALINARAK YAPILMIŞ ALINTILARIN DIŞINDAKİ, AHMED HULÛSİ ADI ALTINDA YAZILAN, KONUŞULAN, SÖYLENENLERİN HİÇBİRİ AHMED HULÛSİ'YE AİT DEĞİLDİR. GEREĞİNCE DUYURULUR.
TELİF HAKLARI
® Eserlerimizin hiçbirinde telif hakından kaynaklanan herhangi bir tür bedel talebi yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED (aleyhisselâm)'ın bildirip açıkladığı "ALLÂH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK ADRESİ BELİRTMEK ŞARTIYLA bireysel veya toplumsal iletişim araçlarıyla, internet üzerinden veya her yoldan çevrenizle paylaşabilirsiniz. Ancak yayınlarımızın hiçbiri bu vb. yollar kullanılarak çoğaltılıp yazılı izin almaksızın satılamaz. Allâh ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.
www.ahmedhulusi.org web sitesinin hosting hizmeti dataisdata.net tarafından verilmektedir.
Site yöneticisi: Cem ERDEMİRBİLEK
Ulaşmak için: cem@ahmedhulusi.org
www.okyanusum.com   www.allahvesistemi.org
Ahmed Hulûsi'nin eserlerini Kitsan Yayınevi'nden temin edebilirsiniz.
Tel: +90 (212) 513 67 69
online ziyaretçi: 33        ip adresiniz: 38.107.179.217
2012 ® Ahmed Hulûsi Resmi Web Sitesi. Tamamı ücretsiz kitaplar, kitapçıklar, sesli kitaplar, e-book'lar, sesli ve görüntülü sohbetler,
çeviriler, seslendirmeler ve ayrıca sürekli eklenen güncel yazılarla tüm insanlarla karşılıksız paylaşım.