Sonra cehennem onlara bir serap olarak görünür ve onlar bu serapta gördükleri suya doğru birbirlerini çiğneyerek koşarlar!.. Böylece cehenneme dökülürler...

Artık ortada sadık veya fâciriyle Allâh’a ibadet eden muvahhidler kalırlar...

Bu zamanda Âlemlerin Rabbi Subhanehu ve Teâlâ onlara, orada, gördükleri en yakın bir sıfatta tecelli eder ve Allâh bu muvahhidlere sorar:

− Ya siz ne bekliyorsunuz?.. Her ümmet ibadet ettiği şeyin ardına düşüyor?

− Ey Rabbimiz, biz Dünya’da iken, kendilerine en çok muhtaç olmamıza rağmen bu insanlardan ayrı yaşadık ve onlarla arkadaşlık etmedik... Şimdi nasıl onlar gibi oluruz?..

Bunun üzerine gördükleri tecelli:

− Ben sizin Rabbinizim!.. buyurur... Onlar da:

− Biz senden Allâh’a sığınırız!.. Biz senden Allâh’a sığınırız!.. Allâh’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmayız!.. derler ve hatta o taraftan kaçmak isterler...

O zaman kendilerine sorulur:

− Sizinle O’nun arasında bir alâmet var mı ki, bunun sayesinde O’nu tanıyabilesiniz?..

Onlar da:

− Evet!.. derler...

Üzerlerinden an’ın şiddeti kaldırılır ve ansızın “Şakk” olur...

Onlardan samimi olanlardan her birine secde için izin verilir... Gizlenme ve riya için secde etmek isteyenler ise bir anda sırtları bir tabaka hâline gelmesinden dolayı enseleri üzerine düşerler...

Sonra hep birden başlarını kaldırdıklarında Allâh Azze ve Celle dilediği hâliyle gözükür... Ve:

− Ben sizin Rabbinizim!.. buyurur. Onlar da bu defa kabullenirler ve:

− Evet, sen bizim Rabbimizsin!.. derler.

Sonra bulundukları yerden cennete doğru cehennemin üzerinden geçen bir köprü (Sırat) kurulur... Ve şefaata da izin verilir!..

− Allâh’ım selâmete erdir!.. Allâh’ım selâmete erdir!.. diye yalvararak köprü üzerinden geçmeye başlarlar...

Ashab sorar:

− Yâ Rasûlullâh, köprü nedir?

− Keskin ve kaygan bir şeydir!.. Orada kancalar, çengeller ve demir dikenler vardır... Müminler, kimi göz kırpacak bir zaman zarfında, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi en iyi cins yörük atı veya deve gibi, süratle üzerinden geçerler... Kimi sağlam geçer, kimi tırmıkla perişan olmuş bir hâlde kurtulur, kimi de suçları karşılığı cehennem ateşine dökülür...

Müminler köprüden ve ateşten kurtuldukları zaman, nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, hiçbir zaman etmedikleri kadar şiddetli bir şekilde, ateşte kalan müminler için dua ederler...

Onlar:

− Ey Rabbimiz, bu kalanlar bizimle beraber oruç tutarlar ve hac ederlerdi... derler...

O zaman onlara:

− Tanıdığınız kimseleri ateşten çıkartınız, onların sûretleri ateşe haram kılındı!.. şeklinde cevap verilir. Ondan sonra bu şefaatçiler, kimi ayak bileklerine, kimi dizlerine kadar ateşe gömülmüş olan pek çok halkı ateşten çıkarırlar...

Sonra:

− Ey Rabbimiz, cehennemde emrettiklerinden hiç kimse kalmadı!.. denilir.

Sonra Hak Teâlâ:

− Geri dönün, kalbinde bir dinar ağırlığında iman bulunan her kimi bulursanız, onları çıkartınız!.. buyurur. Şefaatçılar tekrar bu emre göre kimi bulurlarsa çıkarırlar...

Ve tekrar Rablerine:

− Ey Rabbimiz, cehennem içinde emrettiklerinizden kimseyi bırakmadık!.. derler.

Bu defa Cenâb-ı Hak:

− Geri dönünüz ve kalbinde yarım dinar büyüklüğünde iman ve yakîn bulunan kimseleri çıkartınız!.. buyurur. Ve bu emre itaat eden şefaatçiler tekrar cehenneme geri dönerek orada emre uygun kimi bulurlarsa, onları dışarı çıkarırlar...

Sonra tekrar Rablerine:

− Ey Rabbimiz, emrine uygun olarak kimler varsa onları ateşten çıkardık, derler...

Bundan sonra Cenâb-ı Hak son defa buyurur ki:

− Tekrar geri dönünüz ve kalbinde zerre miktarı kimde iman ve yakîn bulursanız cehennemden çıkartınız!..

Şefaatçılar tekrar cehenneme dönerler ve emre uygun herkesi dışarı çıkarırlar... Bundan sonra Rableri katına dönerek:

− Ey Rabbimiz, kalbinde zerre kadar dahi hayır bulunan hiç kimseyi cehennemde bırakmadık... derler.

Saidi Hudr’i Hazretleri burada bu durumu tasdik eden Nisâ’ Sûresi’nin 40. âyetini okur... Sonra da devam eder:

Bundan sonra Allâhû Azze ve Celle şöyle buyurur:

− Melekler şefaat etti... Nebiler ve Rasûller şefaat etti... Müminler de şefaat etti!.. Şefaat etmedik bir Erhamer Rahıymin kaldı!..

Bundan sonra Cenâb-ı Hak cehennemde kalan bir cemaatı ateşten çıkarır ki, bunların büyük bir kısmının hiçbir hayrı olmadığından ateşte kömüre dönmüşlerdir... Ve onları “Hayat Irmağı” adı verilen bir ırmağa sokturur... Bunlar, sel uğrağında çıkan yabani reyhan tohumları gibi biterler...

Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu hâlde inci gibi güzel olarak çıkarlar... Cennet ahalisi onları alâmetlerinden tanır.

− İşlemiş hiçbir hayır ve hasenatları olmadığı hâlde Cenâb-ı Hakk’ın cennete ithal ettiği azâtlıları işte bunlardır... derler...

Sonra Cenâb-ı Hak onlara:

− Cennete giriniz!.. Gözünüzün görebildiği her ne varsa, sizindir!.. buyurur. Onlar:

− Ey Rabbimiz, sen âlemde kimseye vermediğin şeyi bize ihsan ettin!.. derler... Cenâb-ı Hak onlara ikinci defa şöyle buyurur:

− Size bundan daha büyük bir ihsanda bulunayım mı?..

Hayretle sorarlar:

− Ey Rabbimiz, bundan daha büyük ne gibi bir ihsan olabilir ki?..

Cenâb-ı Hak onlara müjdeler:

Benim rızam!.. Artık sizlere ebediyen gazap etmem!..

37 / 72

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!